Sepetinizde 0 Adet Ürün bulunmaktadır.

Terapötik Kontakt Lensler

kontakt lens nedir

Terapötik kontakt lens düşüncesi ilk kez 1886'da Xavier Galezowski tarafından geliştirilmiştir. Galezowski, katarakt ameliyatından sonra kesi yerinin korunması ve iyi bir yara iyileşmesi sağlamak için çeşitli ilaçlar emdirilmiş jelatin parçalarını kornea üzerine uygulamıştır. Cerrahi olarak gözkapakları alınmış bir olguda camdan yapılmış lenslerin uzun-süreli uygulanımı, ilk kez 1887 yılında Mueller tarafından bildirilmiştir. Yumuşak kontakt lenslerin 1960’lı yıllarda geliştirilmesinden hemen sonra, bu lensler terapötik anlamda ağrı gidermek amacıyla, ilk kez Gasset ve Kaufman tarafından büllöz keratopatide uygulanmış ve bu olgularda basit ve etkili olabilen bir tedavi seçeneği olarak tanımlanmıştır. O zamandan beri, önce geleneksel hidrojel kontakt lenslerin, 1987’den itibaren planlı sık yenileme hidrojel kontakt lenslerin, 2000’li yıllardan itibaren ise silikon hidrojel kontakt lenslerin birçok oküler yüzey hastalığında terapötik kullanımı yaygın olarak bildirilmiştir. Yumuşak kontakt lensler dışında, Ridley 1963'de skleral lenslerin, Fyodorov ve ark. ise 1988'de kollajen koruyucu (collagen shield)'ların ilk kez terapötik amaçlı kullanımını bildirmişlerdir.

Skleral kontakt lenslerin kullanım alanı günümüzde oldukça kısıtlıdır. Bu lensler, inatçı epitel defektleri, bazı oküler yüzey bozuklukları ve kimyasal yanıklar sonrası semblefaron oluşumunu önlemek amacıyla kullanılabilir.

Kollajen koruyucular ise domuz sklerasından elde edilen ve göze uygulandıktan sonra 12/24/72 saat içinde tamamen bio degrade olan doğal materyallerdir. Bu shield'ler epitel defektlerinde veya kornea ameliyatları sonrasında oküler yüzeyi korumak veya korneaya ilaç taşınmasını sağlayan depolar olarak kullanılır. Oldukça asidik olduklarından ilk uygulama sırasında göze topikal anestetik madde uygulanımını gerektirebilir. Uygulama öncesi bu lenslerin uygulanım amacına göre normal salin ve/veya antibiyotiklerle hidrate edilmeleri gerekir.

Günümüzde kullandığımız 'terapötik' veya 'bandaj' kontakt lensler ise yumuşak kontakt lensler olup, başlıca, ağrıyı giderip konforu arttırmak, korneayı korumak, görme keskinliğini arttırmak, kornea iyileşmesini hızlandırmak, korneayı desteklemek, kornea hidrasyonunu sağlamak ve kozmetik amacıyla kullanılırlar. Büllöz keratopati, epitel erozyonu/abrazyonu, filarnentöz keratopati, kornea cerrahisi veya lazer operasyonları sonrasında terapötik lensler başlıca ağrı gidermek için kullanılırken; inatçı epitel defekti, nörotropik/nöroparalitik keratopati, kimyasal yanık, toksik epiteliyopati, cerrahi sonrası epitel defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak; tekrarlayan kornea erozyonu, kapak/kirpik problemleri ve skarlan, ptozis cerrahisi sonrasında korneayı korumak; kornea yüzey düzensizliği, kuru göz, büllöz keratopatide görmeyi arttırmak; kapak defektleri, lagoftalmos, nöroparalitik keratopatide kornea hidrasyontınu sağlamak ve kornea laserayonları, perforasyonları, erimelerinde korneayı desteklemek amacıyla uygulanır.

Bu amaçlarla terapötik lensler aşağıdaki endikasyonlarda yaygın olarak kullanılmaktadır:

İnatçı epitel defektleri (nürotrofıldnöroparalitik, kcratokonjonktivitis sikka, herpes simpleks metaherpetik ülseri)

Tekrarlayan komea crozyonu (travmatik, komea distrofileri)

Filamentöz keratit

Kornea yüzey düzensizlikleri (travma sonrası komea skarları, epitel ödemi, Fuchs distrofısi)

Kornea abrazyonları, laserasyonları

Karma perforasyonları

Kornea erimesi (romatoid artrit, periferik kornea bozuklukları)

Kuru göz

Termal ve kimyasal yanıklar

Ameliyat-sonrası yara yeri sızdırması (filtran cerrahi. penetran keratoplasti, katarakt cerrahisi)

Büllöz keratopati (afakik, psödofakik)

Refraktif cerrahi sonrası (fotorefraktif keratektomi-PRK, Lazer insitu keratomileusis-LASIK, lazer subepiteliyal keratomileusis-LASEK, intrastromal kornea halka segmentleri-INTACS)

Oküler yüzey rekonstrüksiyonu sonrası (amniyotik membran transplantasyonu-AMT, limbaus kök hücre transplantasyonu-LAT)

Korneayı korumak (trikiazis, entropion, lagoftalmos, tars skan)

Defektleri maskelemek ve kozmetik (travmatik midriyazis, aniridia, pupilla defektleri, parsiyel/total kornea skarı)

Korneaya ilaç ulaşımını sağlamak (ameliyat sonrası)

Terapötik kontakt lensler, 'sürekli-kullanım' esasına göre uygulandıklarından, bazı önemli özelliklere sahip olmaları gereklidir. Bunlar başlıca; yüksek oksijen geçirgenliği, yüzey hidrofilisitesi ve ıslanabilirliği, yüzey depozitlerine direnç, uygun materyal esnekliği ve uygun lens tasarımı, lens altında yeterli gözyaşı değişimidir.

Bu özelliklerin en önemlisi 'yüksek oksijen geçirgenliği'dir. Hidrojel kontakt lenslerin sürekli-kullanımı ile görülen en önemli problemler, yetersiz oksijen geçirgenliği ve hipoksiye bağlı problemler olmuştur. Hipoksiye bağlı kornea kornea ödemi, epitel milerokistleri, epitel incelmesi, azalmış komca hassasiyeti, kornea epiteline bakteri tutunmasında artış ve keratit, stroma neovaskülarizasyonu ve endotel polimegatizmidir.

Gündüz göz açıkken, korneaya oksijen, atmosfer ve gözyaşında eriyen atmosferik oksijenden sağlanır. Göz kapandığında oksijen, başlıca palpebral konjonktivadaki kan damarlarından ve limbus damarlarından ve aközden gelir. Bu durumda kullanılabilir oksijen, 2/3 oranında azalmıştır. Kornea yüzeyine bir de kontakt lens uygulandığında, korneaya oksijen desteği daha da azalır. Aerobik şartlarda, yani atmosferik oksijen varlığında, metabolizması için gerekli enerjiyi glikojenin aerobik glikolizi ile ATP elde ederek karşılayan kornea, anaerobik şartlarda ancak anaerobik glikolizle enerji sağlamaya çalışır. Ancak bu durumda elde edilen adenosin trifosfat (ATP) çok düşük miktardadır ve birlikte bolca laktik asit üretimi olur. Bu laktik asit, kornea ve diffüzyonla aközde birikir ve osınozis ile su çekerek kornea stroması ve epitelinde ödeme neden olur.

Sabah uyanılıp göz açıldığında, gözün gece boyunca kapalı kalmasına bağlı olarak, korneada %4 oranında fizyolojik bir gece ödemi görülür. Holden ve Mertz, kontakt lenslerin %4'den fazla ödeme yol açmaması için gerekli olan oksijen transmissibilite [Dk/L,(cmxml 02)(secxmlxmınHg)] değerinin günlük kullanım için en az 24x10-9, gece-gündüz kullanım için ise en az 87x10-9 olması gerektiğini bildirmişlerdir. Flarvitt ve Bonnano ise, hipoksinin yalnız laktat oluşumuna değil, asidoza da neden olduğunu göz önüne alarak yaptıkları çalışmada, göz kapalı iken bazal epitel hücrelerinde anoksinin önlenmesi için kontakt lenslerin Dk/L oranının en az 89x10-9, stroma anoksisinin önlenmesi için ise Dk/L oranının en az 125x10-9 olması gerektiğini bildirmişlerdir. Hidrojel kontakt lenslerin oksijen geçirgenliği içerdikleri su oranı ile doğrusal ilişkili olduğundan, su içerikleri arttıkça kalınlıkları da artan bu lensler gerekli Dk/t değerlerini asla karşılayamamış, hidrojel kontakt lenslerin gece gözde kalmasıyla görülen kornea ödeminin en az %7-8 oranında olduğu bildirilmiştir. Silikon hidrojel materyallerin ve kontakt lenslerin geliştirilmesiyle silikonun yüksek oksijen geçirgenliği ve hidrojellerin su ve iyon geçirgenlik özellikleri birleştirilebilmiştir. Piyasada bulunan bu tip iki kontakt lens, balafilcon A (PureVision, Bausch & Lomb, Inc.) ve lotrofilcon A (Focus Night & Day, CIBAVision)'dan üretilmiştir. Bu lenslerin Dk/t'leri sırasıyla 110 ve 175'dir, dolayısıyla, bu lenslerle hipoksiye bağlı problemlerin oldukça azaldığı veya yok edildiği düşünülmektedir. Edwards, sabah uyanıldığında kornea ödeminin balafılcon A ile %3, Fonn ve ark. ise lotrofilcon A ile %2,7 olduğunu bildirmişlerdir. Yine birçok yazar, hidrojel lenslerin sürekli kullanımı ile görülen, hipoksiye bağlı limbus hiperemisi, limbus neovaskülarizasyonu veya epitel mikrokistlerinin de silikon hidrojel lenslerle oluşmadığını veya bu lenslere geçildiğinde kaybolduklarını bildirmişlerdir.

Kontakt lens kullanımının en önemli komplikasyonu mikrobik keratittir. Nilsson ve Montan, 10 000 yumuşak lens kullanıcısında, yıllık kontakt lense bağlı keratit insidansını, günlük kullanımla 2.2, uzun-süreli kullanımla 12.0 olarak bildirmişlerdir. Poggio ve ark, MacRac ve ark., ve Cheng ve ark. ise insidansı daha yüksek; günlük kullanımla 4-5/10 000, uzun-süreli kullanımla 18-21/10 000 olarak bildirmişlerdir. Bu çalışmalarda uzun-süreli kullanımla kontakt-lense bağlı keratit insidansında 5-6 kat artış saptanırken, Schein ve ark., 10-15 katlık bir artış bildirmişlerdir.

Yüksek oksijen geçirgenliği olan kontakt lenslerin bakteriyel keratit riskini azalttığı deneysel olarak gösterilmiştir. Latkovic ve Nilsson, tavşanlarda kapalı gözde kontakt lens varlığında bakteri reseptörlerinde artış olduğunu göstermiş, Ren ve ark. ise insanda uzun-süreli kontakt lens kullanımı sonrası dökülen epitel hücrelerine P. aeruginosa tutunmasının kontakt lensin Dk/L'si ile ters oranlı!' olduğunu bildirmişlerdir. Daha yeni bir çalışmada, Holden ve ark., silikon hidrojel kontakt lensleri günlük kullanan 51 000 olgunun 3'ünde, sürekli kullanan 39 000 olgunun ise 14'ünde ülseratif keratit geliştiğini saptamış, silikon hidrojel lenslerle yıllık mikrobik keratit insidansının günlük kullanım ile 0.8/10 000, sürekli kullanım ile ise 2.7/10 000 olduğunu bildirmişlerdir. Bu bulgu, silikon hidrojel kontakt lenslerle, hidrojel lenslere göre, gerek günlük, gerek sürekli kullanımda, mikrobik keratit insidansının daha az olduğu lıipotezini desteklemektedir.

Yukarıda da bahsedildiği gibi, terapötik amaçla kullanılan ilk yumuşak kontakt lensler geleneksel hidrojel lenslerdi. Bu lenslerden oksijen transferi, lensin su içeriği ve merkez kalınlığına bağlı idi. Klinik problemin özelliklerine göre düşük (%50'den az) veya yüksek (%50'den çok) su içerikli, ince veya kalın kontakt lensler uygulanırdı. Genellikle düşük su içerikli ince kontakt lensler daha iyi stabilize olur ve daha fazla konfor sağlarlardı. Yüksek su içerikli lenslerde deposit oluşumu daha sıktı. Ancak, geleneksel hidrojel lenslerin terapötik kullanımıyla ilgili en önemli problemler hipoksiye bağlı gelişen problemler ve lens depozitleri idi.

Kullan-at ve planlı yenileme hidrojel lenslerin 1987'den itibaren kullanıma girmesi, terapötik kullanımda, deposit birikimi ve buna bağlı görülen alerjik ve inflamatuar reaksiyonların daha nadir görülmesini sağladı, ayrıca bu lensler maliyeti de düşürdü. Geleneksel ve planlı sık yenileıne lenslerin haftada bir medikal personel tarafından hastanede çıkarılıp temizlenerek kullanılması tercih edilirdi.

1999 yılından itibaren ise, terapötik amaçla, silikon hidrojel kontakt lensler kullanılmaktadır. Silikon içeriğinden dolayı doğal olarak yüksek oksijen geçirgenliği olan bu lenslerle hipoksi gelişmediğinden, kornea ödemi, neovaskülarizasyon gibi komplikasyonlar olmamakta, ayrıca bu lenslerin su içerikleri de düşük olduğundan (Focus Night & Day %24, Purevision %35) gözde buharlaşma ile dehidrasyona da uğramamaktadırlar. Başlangıçta tek arka yüzey eğimi ile üretilen bu lenslerde artık yüzey eğimi seçimi de yapılabilmektedir. Kaldı ki, silikon hidrojel lenslcr sıkı dahi takılmış olsalar, yüksek oksijen geçirgenlikleri nedeniyle bu lenslerde 'sıkı lens sendromu' görülmemektedir.

Terapötik kontakt lensler, optik yumuşak kontakt lens takış prensiplerine göre uygulanır. Takış için hem hasta hem de kontakt lensin özelliklerinin bilinmesi ve değerlendirilmesi gereklidir. En önemli hasta ile ilişkili faktör 'hasta motivasyonu'dur. Hasta, kontrol muayenelerine bildirildiği şekilde gelmesi gerektiğini anlamalıdır. Terapötik lens zaten hasta olan bir göze uygulandığından, lensin kendisi de belirgin oküler problemlere yol açabilir. O halde, bu hastalar sıkı takip edilmelidir. Lensle ilişkili faktörler lens materiyal özellikleri, kenar tasarımı, lens kalınlığı gibi faktörlerdir ki bunlar lensin göz üzerindeki konfor ve stabilitesini belirler.

Başarılı bir takış için, uygun lens arka yüzey eğimi ve yeterli lens çapı seçimine dikkat edilmelidir. Lens, kornea üzerinde iyi santrali= olmalı, korneayı tamamen kaplama'', göz kırpma veya rotasyonel göz hareketleri ile hareketi yeterli olmalı, aşırı hareketli olmamalıdır. Daha ince olup, daha iyi tolere edilebileceklerinden, terapötik lensin refraktif gücü 'plan' veya 'planoya çok yakın' olmalıdır. Eğer refraktif gücü olan bir geleneksel hidrojel lens takılmak zorunda kalınırsa, yüksek su-içerikli olması tercih edilmelidir.

Terapötik lens uygulanımı gerektiren gözlerle keratometri genellikle zordur ve gerekli değildir. Takış için cpitelin intakt olup olmaması gözönüne alınır. Epitel intakt ise terapötik lensin normal hareketli (1-2 mm) olması istenir. Bu sayede lens altında gözyaşı değişimi olabilir, görme de daha iyi seviyede olabilir. Genellikle geniş çaplı ( 14.5-15.0 mm) ve rölatif olarak düz cğimli bir lens en iyi sonucu verir. Epitel düzensiz veya epitel defekti varsa, normal hareketli olan bir lens yerine, az hareketli bir lens epitel iyileşmesini hızlandırabilir.

Terapötik lens göze uygulandıktan sonra, 15-20 dakika lensin göz üzerinde yerleşmesi beklenir. Bundan sonra biyomikroskopta lens santralizasyonu ve göz kırpma sırasında hareketi değerlendirilir. Takış yetersiz bulunursa, lens çapı ve/veya arka yüzey eğimi değiştirilebilir. Örneğin, epitel defekti varsa, lens hareketi, lens çapını arttırarak ve/veya arka yüzey eğimini düşürerek azaltılıp, takış sıkılaştırılabilir. Tersine, lens ile kornea arasında hava habbeciği kalıyorsa, takış sıkıdır, lens çapının azaltılması ve/veya arka yüzey eğiminin arttırılması, dolayısıyla daha düz bir lens gereklidir.

Alttaki konjonktiva ve kornea yüzeyine düzgün ve eşit dağılımlı bir temasın sağlanması için lens kenarları biyomileroskopta incelenmelidir. Çok sıkı yapışan lens kenarları hastaya rahatsızlık verebilir. Söz konusu bir hidrojel lens ise, fotofobi, epifora, kornea ödemi, mukus sekresyonu ve ön üveit tablosuyla 'sıkı lens sendromu'na yol açabilir. Diğer yandan, kalkık lens kenarları da rahatsızlığa neden olur.

Biyomikroskopta lens takılışı yeterli bulunursa lens göz üzerinde bırakılır. Terapötik lens takılışında, uygulanan ek tedavi çok önemlidir. Ancak altta yatan oküler yüzey problemi düzeltildiğinde terapötik lensler etkili olabilir. Bu nedenle, bandaj kontakt lens gözde iken, altta yatan hastalığa yönelik tedaviye devam edilmelidir. Terapötik lenslerin başlıca komplikasyonları kornea hipoksisi ve infeksiyöz keratittir. Pseudomonas, kontakt lens kullanan olgularda görülen keratitlerde sıkça izole edilen bir bakteridir. Bandaj kontakt lens kullanan olgularda, özellikle de epitel intakt değilse, günde 3-4 kez topikal antibiyotik kullanımı önerilir. Yine bandaj kontakt lens kullanan tüm olgulara sabah uyanır uyanmaz ve günde birkaç kez olmak üzere koruyucusuz tek-dozluk suni gözyaşı damlaları kullanmaları önerilir. Bu sayede lens ile kornea arasında oluşabilecek debriler atılır ve lensin daha konforlu kullanımı sağlanır. Hastada kuru göz varsa, suni gözyaşı damlalarını daha sık kullanması gerekmektedir. Yine kuru gözlü olgularda, gerekirse kontakt lens uygulanımı sırasında punktum tıkaçları uygulanmalıdır. Altta yatan hastalığın özelliğine göre, terapötik lens kullanan olgularda topikal steroid veya antiglokomatöz ajanlar da kullanılır.

Hastalar, kontakt lens takıldıktan sonra, ertesi sabah kontrol edilmelidir. Epitel defekti varsa, bundan sonra olgular, epitel kapanana kadar sık aralıklarla görülmelidir. Epitel defekti yoksa, gereğine göre, 2. gün, 1. hafta ve bundan sonra 1-2 haftalık aralıklarla takip edilirler. Kontrol muayenelerinde görme keskinliği ölçülür ve biyomikroskopide kontakt lensin sağlamlığı, temizliği, ıslanması, yüzey özellikleri, santralizasyon ve hareketi, lens üzeri veya altında depozit veya musin topu oluşumlarının varlığı gözlenir, oküler yüzey iyileşmesi değerlendirilir, kontakt lenslere bağlı gelişebilecek komplikasyonların varlığı araştırılır, kontakt lense devam edilip edilmeyeceğine karar verilir. Terapötik lensler mutlaka klinikte, tecrübeli tıbbi personel tarafından, oküler yüzeye veya kornea epiteline zarar vermeden temizlenmeli veya değiştirilmelidir. Geleneksel hidrojel lensler kullanılıyorsa, bu lensler haftada veya 15 günde bir temizlenip dezenfekte edilmelidir. Enfeksiyonun ve depozit brikiminin önlenmesi açısından lens değişimi, her zaman lens temizlenmesine tercih edilir. Bu nedenle, planlı sık yenileme hidrojel lensler, geleneksel hidrojel lenslere tercih edilir. Günümüzde terapötik uygulamada ilk sırada tercih ettiğimiz silikon hidrojel lenslerin ise, tedavi süresi uzunsa, ayda bir kez değişimi yeterlidir. Bu da hem maliyeti düşürmesi, hem de harcanan personel gücü ve zamanını azaltması açısından avantajlıdır.

Hidrojel lenslerde, su içeriği arttıkça, hem oksijen geçirgenliği, hem de lens kalınlığı artar. Tekrarlayan kornea erozyonu gibi primer epitel hasan mevcutsa, tedavide ince, hafif, düşük su içerikli lensler tercih edilir. Desmatosel gibi korneanın desteklenmesi gereken bir durumda, veya çok düzensiz bir oküler yüzey, büllöz keratopati mevcutsa, kalın, yüksek su içerikli lensler uygulanır.

Terapötik kontakt lenslerin en önemli uygulama alanlarından birisi tekrarlayan kornea erozyonlandır. Bu durumda, kontakt lens, epitelin bazal membrana daha kalıcı yapışmasını sağlamak amacıyla uygulanır. Eğer hidrojel kontakt lens uygulanacaksa, lensin fazla hareketli olmaması, göz kırpma ile yaklaşık 0.5-1.0 mm dikey hareketinin olması istenir, dolayısıyla lens çapı geniş seçilerek ve/veya arka yüzey eğimi dik tutularak takışın dik olması sağlanır. Genellikle, düşük su içerikli, ince lensler tercih edilir. Kontakt lens en az 6-8 hafta gözde kalmalı, bu dönemde sık sık koruyucusuz suni gözyaşı damlaları kullanılmalıdır. Lens çıkarıldıktan sonra da epitel frajil olacağından, hastalara sık gözyaşı damlası kullanmaya birkaç hafta daha devam etmeleri önerilmelidir. Bu olgularda, bir problem görülmedikçe ayda bir değişimleri yeterli olacağından, silikon hidrojel lensler tercih edilmelidir. Bu sayede gereksiz epitel travması önlenmiş olacaktır.

İnatçı epitel defektleri, herpetik keratit, cerrahi veya alkali yanık sonrası görülür. Genellikle santral korneada, kenarları kabarık izlenen bu defektlerde, hidrojel lens uygulanacaksa, öncelikle büyük çaplı, orta-yüksek su içerikli lensler kullanılır. inflamasyon azaldıkça ince lenslere geçilebilir.

Afakik veya psödofakik kornea ödeminde kontakt lensler, epitel bazal membran ayırılmasını önleyerek ve açıktaki sinir uçlarını koruyarak ağrıyı giderirler. Kornea kalınlığı halen normal sınırlardayken, erken kornea ödeminde, epitel ödemi yüzeyi düzensizleştirerek görmeyi azaltabilir. Terapötik lensler bu durumda görmeyi de arttırabilir. Bu durumda hidrojel lensler kullanılacaksa, yüksek su içerikli, kalın lensler tercih edilmelidir. Ancak, diğer tüm endikasyonlarda olduğu gibi, günümüzde, bu endikasyonda da silikon hidrojel lensleri tercih etmekteyiz. Bu olgularda, yardımcı tedavi olarak, topikal hipertonik damlalar, topikal steroidler, gerekirse topikal antiglokomatöz ilaçlar ve her zamanki gibi topikal koruyucusuz suni gözyaşı damlaları kullanılmalıdır.

Travmatik veya kimyasal epitel defektlerinde kontakt lensler ağrıyı giderir yaya azaltır, iyileşmeyi hızlandırır. Her iki durumda da, kontakt lensle birlikte topikal antibiyotik tedavisine hemen başlanmalı, kimyasal yanıklarda, gerekliyse topikal steroid ve/veya siktoplejikler de uygulanmalıdır.

 Terapötik lensler küçük kornea perforasyonları (Şekil 8a ve 8b), yara dudakları açılmamış koma laserasyonlan veya romatoid artrit veya herpetik stroma keratitine bağlı korna erimesi durumlarında doku yapıştırıcısı ile veya yalnız başına uygulanabilir. Yine topikal profilaktik antibiyotik uygulanımı bu endikasyonlarda önemlidir. Ek olarak, yara yeri perfüzyonunu azaltmak amacıyla topikal antiglokomatöz ajanlar da kullanılabilir. Trabekülektomi sonrası gibi durumlarda gördüğümüz cerrahi-sonrası yara yeri sızdırmalarında, iyileşmeyi hızlandırmak için, sütür ilavesi yerine, olguya-özel hazırlanmış, geniş çaplı (15-20 mm) terapötik lensler uygulanabilir.

Orta-ciddi dereceli kuru göz varlığında yumuşak kontakt lens uygulanımı çok tatmin edici olmayabilir. Bu olgular, yetersiz aköz yapımı nedeniyle başta enfeksiyon olmak üzere birçok komplikasyona çok yatkındır. Ancak, aşırı epitel düzensizliği, musin yetmezliği ve/veya fılamentöz keratiti olan olgularda ağrıyı gidermek ve görmeyi arttırmak amacıyla terapötik lenslerin kullanımı gerekebilir. Böyle durumlarda, hidrojel lensler kullanılacaksa, ince, düşük su içerikli lensler daha iyi tolere edilir. Tabii ki, bu olgularda da profilaktik antibiyotik ve sık lubrikasyon çok önemlidir. Gerekirse, aköz yetmezlik durumunda, punktum tıkaçları uygulanmalıdır.

Stroma distrofısi veya kornea travması sonrası epitel düzensizliği olan olgularda, yüzeyi düzenleyip, görmeyi arttırmak amacıyla terapötik lensler uygulanabilir.

Travmatik midriyasis veya konjenitalItravmatik aniridide, Albinism'de, fotofobi ve ışık dağılmalarını önlemek, kozmctiği düzeltmek amacıyla, pupilla alanı saydam olan opak renkli lensler kullanılabilir. Yine tümü skarlı, travma sonrası korncalarda, pupilla alanı siyah, renkli lensler uygulanabilir. Terapötik yumuşak kontakt lenslerle görülebilecek komplikasyonlaı; yukanda da bahsedildigi gibi, refraktif amaçla kullanılan yumuşak kontakt lenslerle görülebilecek komplikasyonlardan farklı değildir. Bu durumda da hidrojel lensler kullanılıyorsa, hipoksik kornea ödeıni, neovaskülarizasyon, lens depozitleri, sıkı lens sendromu, enfeksiyon gibi problemler; silikon hidrojel lensler kullanılıyorsa, lipid depozitler veya musin topları nadir olmayarak görülebilir.