Sepetinizde 0 Adet Ürün bulunmaktadır.

Silikon Hidrojel Lens Nedir

kontakt lens nedir

Bu yeni icada ilişkin tarihsel gelişimin başlangıcı çok yeni değildir. İlk kez Japon araştırmacı Tanaka'nın 1979'daki patentine dek dayanmaktadır. B&L 'dan Jay Kunzler'in florin içeren silikon monomerler ve büyük monomerler olan makromer teknolojisinin gelişimi ile siloksi makromerleri ortaya konduğu 1994 patenti lenslerde yüksek O2 geçirgenliğini sağlamıştır. Griesser'in CIBA adına 1996'da Lotrafilcon A'yı tanıttığı patent ise tam 124 sayfadır. İcadın özetle 4 temel özelliği aşağıdadır;

Perfloroalkileter makromer içeren 2 polimerize olabilir grup

Polisiloksan - perfioroalkileter içeren

Polimerize edilebilir, perfloroalkileter silikon makromer

Polimerize edilebilir perfioroalkileter makromer Böylece iki fazlı polimer yapısı ortaya çıkmış, florosiloksan yolu ile yüksek O2 geçişi ve daimi bir su yolu sağlanmıştır.

En son 1997'de yayınlanan patentle B&L'dan Bambury ve ark. Balafilcon A materyalini ortaya koymuşlardır.

Bugün ticari olarak Türkiye ve Dünyada 2 adet silikon hidrojel kontakt lens vardır. Bunlar CIBA firmasının Lotrafilcon A maddesini içeren Focus Night & Day lensi ve B&L firmasının Balafilcon A içeren PureVision lensleridir.

Yeni lenslerin en önemli özellikleri yüksek O2 aktarımlarıdır (trunsmissibilite). Geleneksel lenslerin en yüksek su içeriklilerinde bile bu rakam 30'lar seviyesindedir. Oksijen polimer fazdan geçtiği için artık yüksek su içeriğine gerek yoktur dolayısı ile bu yeni lensler düşük su içerikli olabilmektedirler. Aynı nedenle bir diğer olumlu sonuç merkez kalınlığındaki incelmedir. Lotrafilcon A materyali non-iyonik, düşük su içerikli yani FDA grup I olarak, Balafilcon A materyali ise iyonik, düşük su içerikli FDA grup III olarak sınıflandırılmışlardır. Silikon hidrojel lenslerin tek olumsuz özellikleri yüksek silikon içeriklerinin oluşturduğu sertlik modulusü parametreleridir. Bu lenslerle ilgili olarak doğacak tüm sorunların kaynağı bu parametre olarak görülmektedir.

ÖZELLİKLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yüksek Oksijen Geçirgenliği

Ekivalan Oksijen Basıncı (EOP) açık bir gözde 155 mmHg olup, atmosferik O2 konsantrasyonunun % 20.9'u iken, kapalı gözde 76 mmHg yani atmosferik O2 konsantrasyonunun 8.1'idir. Görüldüğü gibi zaten sadece uyumak kornea için bir hipoksi nedenidir. Sonuçta hipoksi ile kornea epitelinin aerop olan metabolizması anaerop hale döner ve ortama çıkan Taktik asit stromada toplanır bu da stroma ödemine yani şişmeye yol açar. Geceleyin normalde olan kalınlaşma Mertz tarafından %4 olarak daha sonra La Hood tarafından %3.2 olarak saptanmıştır. Eğer ikinci bir bariyer olarak hasta geceyi bir de lensle geçirirse, şişme oranı geleneksel hidrojellerle %9, kullan-at lenslerle %12, RGP lensleriyle %5 olarak bulunmuştur. Nasıl bir lensle uyuyalım ki, kornea şişmesi uyandığımızda lenssiz bir gözden farklı olmasın, bu kritik rakam: Dk/t olarak 87 x 104 olarak tanımlanmıştır. Kontaktolojide bu rakama "Holden-Mertz Ölçütü" denmektedir. Uyanıkken stroma şişmesi olmaması için gereken Dk/t rakamı ise 24 x10-9 olarak ortaya konmuştur. Daha sonraki çalışmalarda Harwitt ve Bonano stroma anoksisinden korunmak için bu rakamı 125 x10-9 ve Smith ve ark.ları da %10 olan rezidüel hipoksiyi yarıya indirmek için 175 x 10-9 olarak vermişlerdir. Yeni lenslerle bu rakamlara ulaşılmış olması hipoksi sorununun büyük oranda çözüldüğünü haber vermektedir. Lenslerin O2 geçirgenlikleri ve su içerikleri arasındaki bağlantı ve paralelliğin silikon hidrojel lenslerle tersine değiştiğine dair bir yeni yayın Morgan ve Efron tarafından 2003'te yapılmıştır. Bu çalışmada lenslerin su içerikleri takılmaya başlandıktan sonra 2. ve 4. haftalarda gravimetrik metotla ölçülmüş ve zamanla ne kadar dehidrate oldukları tanımlanmıştır. Acuvue lensinin zaman içinde daha çok dehidrate olarak 3.6 barrer O2 geçirgenlik (permiabilite) düşüşüne yol açtığı ve bu şekilde daha çok depozit biriktirdiği, PureVision lensinin ise daha az dehidrate olurken paradoksal olarak 6.0 barrer O2 geçirgenlik artışına yol açtığı tanımlanmıştır.

İlgili Klinik Görünümler

Hipoksiye ilişkin ilk klinik veriler gece aşırı kullanım sonrası ortaya çıkan kornea şişmesi oranlarıdır. Bu oran gece sonrası CCLRU çalışmasında; Silikon hidrojellerle %3.8, Günlük hidrojel lens grubunda %10.9 bulunmuştur. Fonn ve ark. larının çalışmasında bu oranlar sırasıyla % 2.5 ve % 8.4 'tür. Rakamlardan da kolayca anlaşılabileceği gibi gece aşırı lens kullanımı sonrası ortaya çıkan stroma şişmesi değerleri kontakt lens olmaksızın uyma sonrası fizyolojik değerler civarında ortaya çıkmaktadır.

Stria ve Fold'lar stroma ödemlenmesini ortaya koyan bir başka klinik görünümdür. Bir stria yaklaşık %5, beş stria %8, on stria %11, bir Fold %8, beş fold %I11 ve on fold %14 şişmeyi gösterir. Bu metot klinisyene ödemi klinik olarak değerlendirme şansı tanır. Uyanmayı takiben 1 saat sonra hala stria gözleniyorsa kornea şişmesi hala % 5-6 var demektir. CCLRU çalışmasında Silikon hidrojellerle stria ya da fold izlenmemiş olması yine stromal ödemden korunulduğunu göstermektedir.

Epitel mikrokistleri: Klinik izlemlerde klasik olarak hipoksi belirleyicisi (marker) olarak kullanılmışlardır. Bunlar 15-50 µm’lik, düzensiz şekilli, parasantral ya da midpenferal yerleşimli inklüzyonlardır. Kısaca birikmiş hücresel debri, dejenere epitel hücreleri ve apopitotik hücrclerdir. En iyi retroillüminasyonla görülürler. Çünkü kırma indeksleri korneadan daha fazladır. Literatürde mikrokistlerle hipoksi arası ilişki çok iyi dökümante edilmiştir. Patogenezde mitoz hızının azalması ve epitel rejenerasyon zamanının uzamış olması mekanizmayı oluşturmaktadır. Klinikte geleneksel lenslerle gece aşırı uygulamaya başlanmasından 2-3 ay sonra görülmeye başlar. Bu lezyonlar klasik olarak asemptomatiktir ve görmeyi etkilemez. CCLRU çalışmasında, günlük hidrojellerle mikrokist sayısındaki zamanla olan artışın silikon hidrojel grubunda olmadığı izlenmektedir.

Limbal hiperemi: Limbus damarlarının dolması ve genişlemesi, kornea vaskülarizasyonunun bir öncüsüdür. Vajdic ve ark.'ları yumuşak lens kullananlarda %I 6 oranında limbal hiperemi gözlemişlerdir. Bu önemli bir oran ve sorundur. Etyoloji açısından bugüne değin çeşitli teoriler ileri sürülmüştür. Ancak bu manada Papas ve ark.'larının çalışması lens periferindeki O2 aktarımı ile limbal hiperemi arasındaki bağlantıyı göstermiştir. Liınbal hiperemi olmaması için gereken Dk/t en az 125 x 10-9 olarak belirlenmiştir. CCLRU çalışmasında 1 yıllık süreçte günlük geleneksel hidrojel lenslerle, silikon hidrojel grupları arası belirgin farklılık vardır. Dumbleton ve ark.'ları 6 aylık süreçte silikon hidrojellerle daha az limbal hiperemi tespit etmişlerdir.

Limbal vaskülarizasyon: Duke Elder'e göre sıkıntı içindeki bir dokunun yardım çağrısı olan limbal vaskülarizasyon, korneaya, şeffaf zon içine damar penetrasyonu demektir. Tamamen hipoksik stresin bir sonucudur. CCLRU çalışmasında zaman içerisinde günlük hidrojel grubunda giderek artış olurken silikon hidrojellerle durumun sabit kaldığı gözlenmiştir. Literatürdeki önemli bir başka çalışmada ise Dumbleton ve arkları. geleneksel günlük kontakt lens kullanıp vaskülarizasyon gelişmiş olan olgularda silikon hidrojellere geçildikten sonra giderek damarların boşaldığını ortaya koymuşlardır. Silikon hidrojel lenslere geçildikten sonra önceki geleneksel hidrojel lenslerle oluşmuş bulunan limbal vaskülarizasyonun düzelme oranı Can'ın çalışmasında ortalama 14.5 ay takipte %76 olarak verilmiştir. Malet ise geleneksel lenslere göre limbus kırmızılığı oranının Silikon hidrojel lenslerle anlamlı derecede düşük olduğunu rapor etmiştir.

UYGULAMA PRENSİPLERİ

Kontakt lens evrimi içinde hipoksi sorununu çözerek çok önemli aşama sağlayan bu lenslerin olumsuz olabilen mekanik özellikleri nedeniyle uygulanmaları yani fittingleri önem arz etmektedir. Bu hususa dikkat edilecek olursa lens kullanımında eskiye göre daha konforlu bir kullanım sürecinin sağlandığı da çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur.

Eğer lensler bir yumuşak lens gibi değil de, sert lens yaklaşımıyla takılırsa sorunlar çok aza indirgenecektir.

Uygulamada dikkat edilecek özellikler.

1) Primer pozisyonda kırpma ile ~ 0.3 mm’lik hareket aşılmamalıdır.

2) Tüm bakış yönlerinde kornea kaplanması devam etmelidir.

3) Lens çok hafifçe gevşek olmalıdır (tightness: %45-50).

4) Push-up testinde resantralizasyon çok hızlı olmamalıdır.

5) Kenar yükseltisi (lifti) hiç olmamalıdır. Yani çok düz ve hareketli uygulamadan kaçınmak gerekir.

Focus night & day lenslerinde 8.6 ve 8.4 mm. olmak üzere 2 ayrı temel eğri mevcuttur. Tanısal muayene sırasında hangisi ile başlamak gerektiğine dair, Dumbleton ve arkilarının önerisi ortalama keratometrik değer 45.50 D.(K=7.42)'den daha fazla ise (daha dik) 8.4, daha az ise (daha düz) 8.6 ile başlamak yönündedir. Gece aşırı uygulamaya hiçbir zaman hemen başlanmamalıdır. Kesin bir kural olmamakla beraber, 30 günlük bir günlük kullanım dönemi sonrasında gece aşırı uygulama başlatılabilir. Yatma öncesi ve uyanına sonrası suni gözyaşı kullanımı lens gerisi depozitleri azaltıp rahat kullanım sağlayabilmektedir.