Sepetinizde 0 Adet Ürün bulunmaktadır.

Kontakt Lens Alerjisi

kontakt lens nedir

KONTAKT LENS KULLANIMINA BAĞLI OLMAYAN ALLERJİK REAKSİYONLAR

Allerjik konjonktivıtier kontakt lens kullanan kişilerde de görülebilir. Mevsimsel allerjik konjonktivit bütün dünyada en sık görülen allerjik göz hastalığı olup, özellikle kent kesiminde nüfusun yaklaşık olarak %20'sini etkilemektedir. Mevsimsel allerjik konjonktivit genel olarak başta değişik polenler olmak üzere değişik allerjenlerle karşılaşma sonucunda gelişmektedir. Olgularda allerjik rinite de oldukça sık rastlanmaktadır. Mevsimsel allerjik konjonktivit tipik olarak mast hücrelerinin ve mediatörlerinin rol oynadığı tip 1, erken aşırıduyarlılık reaksiyonudur. Hastalıkta en sık görülen semptom gözlerde kaşıntıdır. Olgularda ileri derecede göz sulanması da dikkati çekecek derecede belirgindir. Klinik olarak konjonktivalar hiperemik ve kemotikdir. Alt fomiksde ipliksi bir mukoid salgıya rastlanabilir. Allerjik konjonktivitin süre ve ağırlığına göre üst tarsal konjonktivada hafif bir hiperemiden ciddi bir papiller reaksiyona kadar ilerleyen değişiklikler bulunabilir. Mekanik olarak ağırlaşan göz kapakları ödemin yanı sıra yalancı bir düşüklük gösterebilir.

Allerjik konjonktivitler kontakt lens hastasında önceden bulunabileceği gibi, kontakt lenslerin kullanımı ile birlikte ortaya çıkabilir. Kontakt lensler yapısal olarak polenlerin ve allerjenlerin lens üzerine yapışmasına ve birikmesine neden olduğundan allerjik konjonktivitlerin şiddetlenmesine neden olabilirler. Temel olarak kontakt lens kullanımına bağlı olmaksızın allerjik konjonktivit görülebileceği gibi, kontakt lens kullanımının atopik hastada allerjik konjonktivit gelişimini hızlandıracağı bilinmektedir. Kontakt lens kullanıcısında allerjik konjonktivit klinik belirti ve bulgularının mevsimsel allerjik konjonktivitin olağan tablosuna göre daha farklı ve daha uzun süre devam etmektedir. Buna örnek olarak kontakt lens kullanıcılarında allerjik konjonktivitin seyri esnasında Trantas noktacıklarına benzeyen çevresel kornea kesafetlerinin oluşması gösterilebilir. Bu kesafetlerin kontakt lens yüzeyinde biriken antijenlere bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir.

Kontakt lens kullanıcısında allerjik konjonktivit tanısı büyük ölçüde klinik bulgularla konabilir. Hastanın anamnezi, mevsimsel aktivasyonlar, hastalığa eşlik eden allerjik rinit bulguları ve kontakt lens kullanımıyla birlikte semptomların artışı tanıya yardımcıdır. Allerjik konjonktivitin en önemli bulgusu hastalardaki şiddetli kaşıntıdır. Kaşıntı olmaksızın allerjik konjonktivit tanısının konması kolay değildir. Klinik bulgulara ek olarak konjonktiva sürüntüleri ve cilt testleri (prick test) ile tanının desteklenmesi mümkündür. Mevsimsel allerjik konjonktivitte atopik ve vemal konjonktivitin aksine hiposelüler bir patoloji söz konusudur. Bu nedenle konjonktiva sürüntülerinde eosinofıllere her zaman rastlanması mümkün olmayabilir, ancak gözyaşında mast hücresi tarafından salgılanan mediatörlere, örneğin, triptaz, histamin, prostaglandin ve lökotrienler saptanabilir.

Kontakt lens kullanıcısında allerjik konjonktivitin gelişmesi durumunda kontakt lens kullanımına bir süre için ara verilmesi gerekebilir. Hastalardaki allerjik semptomları kontrol altına almak için sistemik antihistaminikler verilebilir, ancak sistemik antihistaminiklerin gözyaşı salgı ve dolaşımını etkileyerek gözlerde kuruluk yapabileceği ve allerjik bulguları artırabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle sistemik antihistaminiklerden kaçınılması ve ancak eşlik eden şiddetli allerjik rinit gibi durumlarda kullanılması gerekmektedir. Buna karşılık topikal anthistaminik ve mast hücresi membran stabilizörleri, özellikle yeni çift etkili ajanlarla, kontakt lens kullanıcısında allerjik konjonktivit durumunda kaşıntı gibi semptomların azaltılması ve lens kullanım süresinin artırılması mümkün olabilmektedir. Bu amaçla olopatadin ve ketotifen topikal olarak damla şeklinde kullanılabilir. Tropikal antihistarninik/mast hücresi membran stabilizörleri kontakt lens yerleştirilmeden önce ve lens çıkarıldıktan sonra günde 2 kez olmak üzere kullanılmaktadır. Bu ajanların kontakt lens gözde iken preservatiflere bağlı toksik reaksiyonları önlemek için damlatılmasından kaçınmak gerekmektedir. Tedavide kullanılabilecek diğer ajanlar arasında topikal dekonjestanlar ve antihistaminikler de sayılabilir. Emedastin, levokabastin ve nedokromil gibi topikal antihistaminikler günde 3-4 kez kullanımı gerektirdiğinden daha sınırlı kullanıma sahip bulunmaktadır. Kromolin sodyum allerjik konjonktivit tedavisinde uzun süre kullanılmış olmakla birlikte konjonktivadaki bağ dokusu tipindeki mast hücrelerine çok etkin olmadığından allerjik konjonktivit tedavisinde yeni ajanlara göre daha seyrek olarak kullanılmaktadır. Lodoksamid gibi mast hücresi stabilizörleri akut allerji tedavisinden ziyade oküler allerjik hastalıklarda proflaktik amaçlarla kullanılmaktadır. Bu ajanlar günlük sık kullanım gereğinden dolayı kontakt lens hastasında allerji tedavisi için pratik değildir. Son yıllarda ağır mevsimsel allerjik konjonktivit tedavisinde lokal etkili veya yumuşak steroidler olarak adlandırılan ajanlar da kullanıma girmiştir. Bu bağlamda loteprednol topikal olarak allerjik konjonktivit tedavisinde kullanılabilmektedir, ancak kontakt lens kullanıcılarında bu ajanların da dikkatli bir şekilde uygulanmaları gerekir. Diğer topikal steroidlerin allerjik konjonktivitte kullanımları katarakt, glokom ve enfeksiyon gibi potansiyel yan etkiler nedeniyle kısıtlanmaktadır.

Allerjik konjonktivit bulguları gösteren kontakt lens kullanıcısının lens temizlik ve bakımına da daha fazla özen göstermesi sağlanmalıdır. Kontakt lens bakımında bu olgularda daha az toksik ve allerjik etkisi bulunan çözeltiler tercih edilmelidir. Hastalarda kullanılacak olan kontakt lenslerin daha az su kaybeden düşük su içerikli lenslerden seçilmesi ve sık değişim felsefesinin benimsenmesi gerekir. Hastalarda günlük lens kullanım süresinin de allerjik konjonktivitlerin nüksettiği mevsimlerde kısıtlanması ve kontakt lenslerin gözdeyken prezervan içermeyen ıslatıcı damlalar ile sık sık ıslatılması semptomları azaltabilecek olan diğer önlemlerdir.

KONTAKT LENSE BAĞLI ALLERJİK REAKSİYONLAR

Kontakt lenslere bağlı olarak gelişen allerjik komplikasyonlar kontakt lense bağlı papiller konjonktivit ve üst limbik keratokonjonktivittir. Bu komplikasyonlann içinde en sık rastlanılanı, dev papiller konjonktivit veya daha doğru bir deyimle kontakt lense bağlı papiller konjonktivittir.

(Dev) Papiller Konjonktivit: Kontakt lens kullanımı esnasında üst tars konjonktivasında gelişen ve allerjik bir reaksiyona benzeyen tablo ilk olarak 1974 yılında Avustralyalı oftalmolog Tom Spring tarafından bildirilmiştir. Dr.Spring bu tablonun kontakt lens kullanan hastaların yaklaşık olarak yarısında geliştiğini ve hastalarda lens kullanımı esnasında gözde rahatsızlığın ve aşırı derecede mukus salgısının ortaya çıktığını kaydetmiştir. Dr. Allansmith ve arkadaşları tarafından bu tabloya 'dev papiller konjonktivit' adı verilmiş ve tars konjonktivasında ortaya çıkan ve kaldırım taşı görüntüsüne benzeyen papiller oluşumlar bu isim altında betimlenmiştir. Kullanılan kontakt lens türüne ve hastalığın şiddetine göre dev papiller konjonktivitin klinik görünümü değişiklik göstermektedir. Bazen hastalığın ileri dönemlerinde bile yaygın papiller oluşumlar dev papilla şeklini almamaktadır. Bu bakımdan hastalığın daha kapsamlı bir terim altında toplanması ve 'kontakt lense-bağlı papiller konjonktivit' isminin kullanılması daha uygun görünmektedir. Papiller konjonktivitin gerçek anlamda bir allerjik olayı temsil etmediği ileri sürülmektedir. Konjonktivada vernal konjonktivittekine benzeyen kaldırım-taşı görüntüsüne karşın, papiller konjonktivitin IgE-vasıtasıyla gelişen allerjilerle kuvvetli bağlantısının bulunmaması ve kontakt lens kullanımı dışındaki nedenlerle de görülmesi bu kanıyı desteklemektedir. 1970 yılında rijit kontakt lens kullanan bir hastada tanımlanan papiller konjonktivitin daha sonra yumuşak (hidrojel) kontakt lens kullanıcılarında da geliştiği saptanmıştır. Etyolojisinde çok sayıda neden bulunduğu halde, papiller konjonktivitin en sık görüldüğü hasta grubu kontakt lens kullanıcılarıdır. Hastalarda, hangi nedenle ortaya çıkarsa çıksın, papiller konjonktivitin belirtileri benzerdir ve hastalık geriye dönüşebilen özellik taşımaktadır. Papiller konjonktivit cinsiyete göre değişiklik göstermemektedir.

Bazı çalışmalarda papiller konjonktivitli hastalarda atopi öyküsünün tablonun gelişmesine katkıda bulunduğu ve olgularda atopi sıklığının yüksek olduğu bildirilmiştir. Kontakt lense bağlı papiller konjonktivite bahar döneminde daha sık rastlanması hastalıkta bireysel farklılıkları göstermektedir. Bazı çalışmalarda papiller konjonktivitli hastalarda atopi öyküsünün tablonun gelişmesine katkıda bulunduğu ve olgularda atopi sıklığının yüksek olduğu bildirilmiştir. Kontakt lense bağlı papiller konjonktivite bahar döneminde daha sık rastlanması hastalıkta bireysel farklılıkları göstermektedir.

Papiller Konjonktivit sıklığı: Kontakt lens kullanıcılarında papiller konjonktivitin gelişme süresi değişkenlik göstermektedir. Yumuşak kontakt lens kullanıcılarında papiller konjonktivit 3-4 hafta gibi kısa bir sürede veya 4 yıl gibi uzun bir zaman zarfında gelişmektedir. Yumuşak kontakt lenslerin kullanım felsefelerindeki değişikliklerle birlikte, papiller konjonktivitin gerek sıklığında gerekse gelişme süresinde değişiklikler olmuştur. Buna ek olarak, hastalığın ilk tanımlandığı zaman dev papillalar dikkate alınmış, ancak bugün 0.3 mm'den daha büyük papiller oluşumlar göz önüne alındığında hastalık sıklığı doğal olarak farklı bulunmaktadır.

Planlı replasman yapmadan yumuşak kontakt lensleri günlük rejimle kullanan hastalarda papiller konjonktivit sıklığı % 1.8-15 olarak bildirilmiştir. Planlı replasman rejimi ile günlük yumuşak kontakt lens kullanan olgularda papiller konjonktivite daha seyrek olarak rastlanması beklenmektedir, ancak bu fark bazı çalışmalarda dikkati çekecek boyuta ulaşmamaktadır. Günlük sert kontakt lens kullanımında papiller konjonktivit sıklığı yumuşak lenslerdekine göre daha seyrek olup olguların % 1-5'inde bildirilmiştir.

Epidemiyolojik özellikleri açısından kontakt lense bağlı papiller konjonktivit tek veya iki taraflı olarak görülebilir. Genç yaş ve yetersiz kontakt lens hijyen hastalık oluşumunda risk faktörleri arasında belirlenmiştir, ancak gözyaşı parçalanma zamanı, kırma kusuru şekli ve keratometri bu hususta önemli bulunmamıştır.

Belirti ve Semptomlar: Kontakt lense bağlı papiller konjonktivitin en önemli belirtisi üst kapak tars konjonktivasında ortaya çıkan papiller oluşumlardır. Papillalar konjonktiva yüzeyinden kabarık yapılardır ve kollajen alt yapıya sahiptir. Her papillanın orta bölümünde dallanma gösteren bir ana damar bulunmaktadır. Papiller oluşumlar 0.3 mm’den daha büyük olabileceği gibi 1 mm.den daha büyük dev papillaları kapsayabilir. Papillaların normal tars konjonktivasında da 'mikropapilla' olarak izlenmesi mümkündür. 0.3 mm’den daha küçük mikropapillalara normal kişilerin yaklaşık olarak %85'inde rastlandığı bildirilmiştir. Papilla değerlendirmesinde göz önüne alınması gereken diğer bir husus da çevrilen üst kapağın yalnız merkezi bölümünün incelenmesidir. Çevrilen kapakta lateral uç kısımlarda konjonktiva pürtüklü bir görünüm taşıdığından değerlendirmeye alınmaması doğru olacaktır. Papiller konjonktivitte yumuşak ve sert kontakt lens kullanımına göre konjonktiva görünümde farklılık bulunmaktadır. Bu durum kontakt lenslerin çapındaki ve lensle konjonktiva arasındaki temas alanının farklılıklarına bağlıdır. Yumuşak kontakt lens kullanıcılarında papilla sayısı daha fazladır ve papillalar üst tarsal plakaya (çevrilmiş kapakta kıvruna doğru) yakın olarak yerleşim gösterirler. Sorunun ilerlemesiyle kapağın daha geniş bir bölümü papillalarla kaplanır. Bu papillaların tepeleri daha düz ve yuvarlaktır. Sert kontakt lens olgularında ise papillalar tarsal plakanın merkezi bölümünde ve kapak kenarına yakın olarak yerleşirler. Sert kontakt lens kullanıcılarında papilla sayısı yumuşak lens kullananlara göre daha azdır. ileri evrelerdeki papiller konjonktivitte papillalar 1 mm’den daha büyük çapta dev papilla şeklini almaktadır. Bu papillalar kırmızımsı turuncu parlak bir renk göstermekte ve daha yuvarlak bir görünüm almaktadırlar. Papillaların floresein ile boyanması aktif iltihabi olaya işaret eden bir göstergedir. Konjonktiva kalınlaşmış, ödemli ve hiperemik olduğundan konjonktiva yüzeyindeki damarların görünebilirliği azalmaktadır. Papillaların üzerinde ise kıvrıntılı damar yumakları dikkati çekmektedir.

Papiller konjonktivitte en sık görülen ikinci önemli belirti fazla miktardaki mukus salgısıdır. Hastalıkta birim alana düşen goblet hücre sayısında bir artış saptanmamıştır, ancak papillalar nedeniyle konjonktivanın yüzey alanı artmakta ve bu nedenle goblet hücrelerinin toplam sayısında bir artış olması beklenmektedir. Aşırı mukus salgısına goblet hücreleri dışındaki epitel hücrelerindeki mukus veziküllerinin de katkıda bulunması muhtemeldir. Muayene esnasında mukusun şeritler halinde papillalar arasındaki vadilerde yer aldığı dikkati çeker. Gece mukus iç ve dış kantüslerde de birikebilir, hatta kornea üzerinde dolaşabilir. Aşırı mukus kontakt lenslerin üzerinde de birikerek hastanın görme kalitesini bozabilir.

Papiller konjonktivitte üst kapak tars konjonktivasında hafif veya şiddetli hiperemi görülebilir. Hiperemik konjonktiva kalınlaşmıştır. iltihabi hücre infitrasyonu ile konjonktiva saydamlığını kaybeder. Nadiren kornea ve limbal bölgede tutulum, hatta Trantas noktacıkları da görülebilir. Korneada yüzeysel noktasal boyanma ve üstte infiltratlar görülebilir.

Papiller konjonktivitin belirtileri henüz ortaya çıkmadan önce klinik semptomlar görülebilir. Bu semptomlar hafif yabancı cisim hissi, kontakt lens intoleransı veya papiller konjonktivite neden olan sorunla (örneğin, açık sütürler) ilişkili olarak ön segment tahrişi şeklindedir. Hasta lensini kullanmaya başladığı zaman çok hafif rahatsızlık duyabileceği gibi bazen lensin takılamamasına yol açan şiddetli intolerans semptomların' sergileyebilir. En erken semptomlardan birisi kontakt lensin çıkarılmasını takip eden rahatsızlık, kaşıntılı ve tahriş belirtileridir. Hastaların klinik muayenesinde bu durum bazen şaşırtıcı olabilir, zira bu semptomlara karşılık objektif bulgular yok denecek kadar azdır. Kaşıntının devam süresi papiller konjonktivitin şiddetini belirleyen diğer bir husustur. Ağır papiller konjonktivit olgularında kaşıntı kontakt lensin çıkarılmasını takiben birkaç saat devam etmektedir. Tedavi başlanmadığı takdirde kaşıntı kontakt lens kullanımı esnasında da rahatsızlık vermektedir. Lensin mukus ve diğer birikintilerle kirlenmesiyle tahriş belirtileri ve lens hareketi artar. Bu durum hastaların görme keskinliğinde değişkenliklere ve azalmalara neden olmaktadır. Papiller konjonktivitli hastalarda görmenin göz kırpmadan sonra netleşmesi mukusun rolüne işaret eden önemli bir husustur.

Papiller Konjonktivitte Tanı: Tanıda önemli aşamalardan ilki hastadan iyi bir anamnez alınmasıdır Bir süreden beri kontakt lens kullanan hastaların son zamanlarda yabancı cisim hissi ve mukus salgısında artıştan yakınması papiller konjonktiviti düşündürmelidir. Hastaların kontakt lens hijyeni açısından yetersizlikleri ve değişken bir görme keskinliği tanıda yardımcı olabilen kanıtlardır. Papiller konjonktivitin tanısında en önemli yöntem üst göz kapağının çevrilmesi ve tarsal konjonktivanın biyomikroskop ile papillaların varlığını saptamak üzere incelenmesidir. Bu amaçla beyaz ışık ve 10-16 büyütme kullanılmalıdır. Dikkate alınması gereken papillalar yüzeyden kabarık olup 0.3-2 mm çaptadır. Papillalann tars konjonktivasındaki yerleşimi, daha önce de belirtildiği gibi, tanıda önemlidir. Göze floresein damlatıldıktan sonra papillaların kobalt mavisi ışıkta değerlendirilmesi yararlı bilgiler sağlar. Bu muayene ile 0.5 mm’den daha küçük papillaların tespiti ve papillalarda epitel boyanmasını ve lensin papilla apeksindeki mekanik etkisini göstermek mümkündür. Kontakt lense bağlı papiller konjonktivitte daha karmaşık yöntemler nispeten az kullanılmaktadır. Olguların % 25'inden daha az bir kısmında konjonktiva sürüntülerinde eosinofillere rastlanabilir.

Papiller Konjonktivitte Evreler: Papiller konjonktivitte 4 evre söz konusudur. Her bir evrede ilgili semptomlar daima bulgularla tam anlamıyla paralel olmayabilir. Bunun nedeni hastalar arasında önemli derecede değişkenlik bulunmasıdır. Bazen hastada dev papillalar geliştiği halde semptomlar minimaldir ve hasta kontakt lensini kullanmaya devam edebilir. Öte yandan, papiller reaksiyonu daha az belirgin olan bir olguda seınptomlar kontakt lens intoleransı yaratacak derecede yoğun olabilir.

Evre 1: Semptomlar vardır, ancak objektif bulgu ve papillalar dikkati çekmez

Evre 2: Hastada kaşıntı, mukus salgısı ve görme bulanıklığı şiddetinde artış vardır. Üst tarsta hafif hiperemi, papiiler pürüzlerde hafif artış ve lens hareketlerinde hafif artış izlenebilir.

Evre 3: Mukus ve kaşıntı artar. Lens hareketinde belirgin bir artış izlenirken, kullanım süresi azalmaktadır. Tarsal hiperemi artarken, papilla çapında artış dev papillalar izlenir. Kapak kıvrımı boyunca küçük papillalar görülebilir.

Evre 4: Evre 3’deki semptomlar artarken, lens kullanımı kısa süreler dışında zorlaşır. Lens hareketi çok artar ve desantralize olur. Tarsda papiller dtizensizfik şiddetlidir. Papillalar büyüktür ve tars yüzeyiııi kaplarlar. Papillalarda merkezi skarlaşma görülür. Tarsal konjonktiva çok hiperemiktir. Komeada boyanma ve infıltrasyon izlenir. Görme değişkendir ve hafif azalma gösterebilir.

Papiller Konjonktivitte Patoloji: Papiller konjonktivitte konjonktiva dikkati çekecek kadar kalınlaşmıştır. Konjonktivanın yüzey alanı hemen hemen 2 misli genişlemiştir. Epitel hücrelerinde genişleme, distorsiyon ve uzama görülür. Papiller konjonktivitte konjonktivada iltihabi hücreler sayıca artmaktadır. Bunun yanı sıra, iltihabi hücrelerin konjonktiva epiteli ve substantia propriadaki dağılımında da değişiklikler görülmektedir. Konjonktivada mukus salgılayan goblet hücresi dışındaki epitel hücreleri sayıca artmıştır.

Papiller konjonktivitte normal olarak epitelde bulunmayan mast hücreleri, eosinofiller ve bazofillere rastlanmaktadır. Epitelde nötrofil ve eosinofil sayısında önemli derecede artış olmaktadır. Eosinofıl ve bazofillere stromada da rastlanmakta ve mast hücresi, plazma hücresi ve nötrofil sayıları stromada artmaktadır. Papiller konjonktivitte patolojik özellikler hastalığın oluşum mekanizmalarının da karmaşık olduğuna işaret etmektedir.

Etyoloji: Kontakt lense bağlı papiller konjonktivitin oluşumunda değişik faktörlerin rolü bulunmaktadır. Karmaşık patolojiyi tek bir oluşum mekanizması ile açıklamak mümkün değildir. Papiller konjonktivitin oluşumunda mekanik travmanın yanı sıra, erken ve geç tip aşırı duyarlılık mekanizmaları rol oynamaktadır. Kontakt lens kullanmayan, ancak üst kapak tars konjonktivasına mekanik travması olan hastalarda da benzer şekilde papiller konjonktivit oluşmakta ve tablo travmanın kaldırılmasıyla semptomlar açısından düzelmektedir. Travmanın mast hücrelerinde degranülasyon oluşturduğu ve papiller konjonktivitli olgularda epitel ve stromada çok sayıda degranüle mast hücresinin yer aldığı bilinmektedir. Papiller konjonktivitte mast hücrelerinin % 30'u degranüle olmaktadır. İlginç olarak papiller konjonktivitte mast hücresi iltihabi mcdiatörlerinden histamin gözyaşında artmamakta, buna karşılık lökotrien C4 (LTC4) düzeylerinde subklinik olgularda bile artış gözlenmektedir.

Papiller konjonktivitli olgularda kontakt lens üzerindeki protein birikintileri IgE yapımına yol açan antijenler olarak rol oynarlar. Papiller konjonktivitli olgularda gözyaşında IgE miktarında artış gösterilmiştir. Lens üzerindeki birikintilere ek olarak bazı eski baktın sistemlerinin (timerosal veya benzalkonyum içerenler) de antijenik etki ile papiller konjonktivite yol açabileceği gösterilmiştir.

Yardımcı T hücresi yanıtına ait bulgular ise papiller konjonktivitte geç tip bir aşırı duyarlılık reaksiyonunun da katkıda bulunduğunu düşündürmektedir. Bazofillerin varlığı da geç tip aşırı duyarlılık reaksiyonlarından ciltteki bazofilik hipersensitiviteye benzemektedir. Papiller konjonktivitte mikroskopik alan başına düşen lenfosit ve plazma hücresi sayısında önemli bir değişiklik gözlenmemiştir. Ancak, konjonktivanın toplam hacminin neredeyse normale göre iki misli artmış olduğu düşünülürse bu hücrelerin mutlak sayısında da bir artışın olduğu anlaşılır. Papiller konjonktivitin oluşum mekanizmaları içinde bireysel duyarlılığın ve özellikle atopik bünyenin önemi tam olarak anlaşılamamıştır. Bazı araştırmalarda papiller konjonktivitli hastalarda serum IgE düzeyinin yüksek oluşu lgE'ye bağlı atopi lehine alınabilir. Meibomius bezlerinin disfonksiyonu ile kontakt lense bağlı papiller konjonktivit arasında da bağlantı olduğu düşünülmektedir. Meibomitis bezi disfonksiyonu tedavi edildiği takdirde hastalarda kontakt lens kullanımına tekrar dönmek mümkün olabilir. Papiller konjonktivitte immünopatogenezin karmaşık özellikleri gözyaşında tespit edilen sitokin, kcmokin ve iltihabi mediatörlerin çeşitliliği ile kendini göstermektedir. Gözyaşı örneklerinde mast hücresi varlığını gösteren bir nötal proteaz olan triptaz enzimi düzeyi artmıştır. Gözyaşı laktoferrin düzeyi azalmıştır, ancak lizozim miktarı normaldir. IgE ve IgG konsantrasyonları da yükselmiştir. Gözyaşı nötrofil kemotaksik faktörünün artışı iltihabi hücre infiltrasyonunu teşvik etmektedir. Konjonktiva dokusunda da normal dokuyla karşılaştırıldığında IL-3, IL-4 ve IL-5 için mRNA ifadesinin arttığı görülmektedir. Bu tablo diğer kronik oküler allerjilerde olduğu gibi Tıı2-benzeri bir sitokin profılinin hakimiyetini göstermektedir.

Papiller Konjonktivitin Ayırıcı Tanısı: Papiller konjonktivitin nedenleri çok çeşitlidir. Plastik oküler protezler, sklerayı çökertici eksplantlar, siyanoakrilat doku yapıştırıcıları, açığa çıkmış naylon sutürler, kabarık kornea birikintileri, yabancı cisimler ve üst fornikse gömülmüş sert kontakt lensler rutinde kullanılan yumuşak ve gaz geçirgen rijit lenslerin yanısıra papiller konjonktivit gelişimine neden olabilirler. Kontakt lense bağlı papiller konjonktivit vernal konjonktivitin özellikle palpebral şekli ile karıştırılabilir. Vernal konjonktivitte eosinofiller, bazofiller ve mast hücreleri daha çok sayıdadır ve konjonktiva kazımalarında eosinofillere rutin olarak rastlanabilir. Vernal konjonktivitli hastalarda gözyaşında eosinofıl major bazik proteini ve histamin yüksektir, ancak papiller konjonktivitte artış göstermezler. Papiller konjonktivitin ayırıcı tanısında viral ve klamidyal konjonktivitler, episklerit, yüzeyel noktasal keratit, kornea ülserleri, viral keratitler, stafılokoksik mariinal keratit, epitel mikrokistlerine bağlı tablo ve sıkı lens sendromu düşünülmelidir.

Kontakt Lense Bağlı Papiller Konjonktivitte Tedavi: Papiller konjonktivitte tedavinin başarısı tablonun erken tanısıyla başlamaktadır. Bulgu ve semptomlar kontakt lens kullanımının bırakılmasıyla düzelme gösterir. Bazen semptomatolojideki iyileşmeye karşın papillaların tamamen kaybolmadığı dikkati çeker. Papiller konjonktivitin patogenezi oldukça karmaşık olduğundan, hem mekanik hem de immünolojik faktörlerin girift etkileşimini kapsadığından tedavide bazı stratejilerin uygulanması gerekir.

Tedavide ilk strateji papiller konjonktivitin önlenmesidir. Bu amaçla hasta için en uygun lens türü ve lens kenar tasarımı seçilmeli ve hastanın kontakt lens hijyenine özen ve uyum göstermesi sağlanmalıdır. Papiller konjonktivit geliştiği takdirde lens tipi, tasarımı ve kullanım şekli ile ilgili değişiklikler yapılmalı, bakım sistemleri yenilenmeli ve oküler hijyen düzeltilmelidir. İleri evrelerde ise konjonktivadaki iltihabi reaksiyonu kontrol altına almak için farmakolojik tedavi kullanılmalıdır.

Kontakt lens kullanımı bırakıldıktan sonra hastaların semptomları 2 gün içinde hızla geriler ve 5 günde tamamen kaybolabilir. Hasta aynı kontakt lensi kullanacak olursa semptomlar 5 gün içinde geriye döner. Hastada kullanılacak olan yeni kontakt lensin daha az protein birikimine olanak veren bir materyalden seçilmesi gerekmektedir. Hidrojel lens gaz geçirgen sert kontakt lense çevrilebileceği gibi bunun teri de söz konusu olabilir. Bazı hastalarda devamlı kullanım kontakt lenslcrinden günlük veya disposabl lenslere geçiş ve lenslerin sık replasmanı uygun olabilir.

Papiller konjonktivitli hastalarda kullanılan bakım ürünlerinin prezervan madde içermemesi gerekir. Hidrojen peroksit ile dezenfeksiyonun üstün yönleri bilinmektedir. Bu arada kontakt lens üzerindeki protein birikintileri güçlü bir biçimde temizlenmelidir. Hastada göz hijyeni de teşvik edilmelidir. Bu husus ellerin uygun bir biçimde yıkanmasından, gözün lensin takılmasından önce ve sonra fizyolojik çözeltilerle yıkanması ve Meibomius bezi disfonksiyonunun tedavisine kadar değişik uygulama ve önlemleri kapsamaktadır.

Kontakt lense bağlı papiller konjonktivitin tedavisinde pek çok farmakolojik ajan tavsiye edilmiştir. Mast hücrelerinin hastalık oluşumundaki önemli rolü nedeniyle mast hücresi zar stabilizörleri, örneğin kromolin (%4 solüsyonu günde 4 defa ) , lodoksamid, nedokromil ve olopatadin topikal olarak kullanılabilir. Ancak, ileri evredeki papiller konjonktivitte mast hücresi stabilizörleri yeteri kadar etkin değildir. Topikal kortikosteroidler potansiyel komplikasyonları nedeniyle yaygın kullanıma sahip değildir. Son yıllarda, !okul etkili 'yumuşak steroid' loteprednol etabonat papillaların tedavisi için tavsiye edilmiştir. Daha güçlü steroidler , kontak( lens bırakıldıktan sonra devam eden semptomları tedavi etmek amacıyla kısa süreli ve azaltılarak kesilmek üzere kullanılabilir.

Kontakt lenslerin çıkartılması ve kullanımlarının bırakılmasından sonra papiller konjonktivit semptomları 2 hafta içinde kaybolurken, papillalar 6 aya kadar sebat edebilirler. Uzun dönemde kontakt lenlere tekrar dönülmesi durumunda hastalık nüksedebilir. Nüksler özellikle atopik hastalarda sorun yaratabilir.

Üst Limbik Keratokonjonktivit: Yumuşak kontakt lens kullanımıyla birlikte üst limbik keratokonjonktivit benzeri bir tablonun görülmesi mümkündür. İdiopatik üst limbik keratokonjonktiviti andıran bu tablo hastada yabancı cisim hissi, kaşınma, yanma, sulanma ve fotofobiye neden olur. Klinik olarak üst bulbus konjonktivası hiperemiktir, kalınlaşmıştır ve değişken bir boyanma gösterir. Bu tablo ile ilişkili olarak tiroid hastalıkları görülmez ve filamanlara rastlanmaz. Tedavide lens kullanımına ara verilmesi, topikal steroidler, prezervansız fizyolojik çözeltiler, yeni kontakt lenslerin uygulanması veya rijit gaz geçirgen lenslere dönüş uygulanabilir.

Temas (Kontakt) Allerjileri: Göz kapakları ve konjonktivada çeşitli ilaçlar, kozmetikler ve kontakt lens çözeltilerine bağlı olarak kontakt allerjiler gelişebilir. Hastanın semptomları kaşınma, yanma ve sulu bir sekresyon şeklindedir. Konjonktivada hiperemi ve kemosis görülebilir. Alt forniksde foliküller dikkati çeker.

Kontakt lens bakım ürünlerinin pek çoğu aşırı duyarlılık reaksiyonuna neden olabilir. Özellikle timerosal, benzalkonyum, klorheksidin ve etilendiamin tetraasetat içeren kontakt lens çözeltileri allerjik ve toksik kapak ve konjonktiva reaksiyonlarına yol açabilirler. Bu ajanlarla ortaya çıkan reaksiyonlar timerosal dışında genel olarak toksik özellik taşımaktadır. Bu durumda göz kırmızıdır, alt tars konjonktivasında hafif papiller reaksiyon gözlenir ve noktasal epitelyopati izlenebilir. Gerek kontakt allerjilerde, gerekse toksik reaksiyonlarda etken kaldırılmalıdır. Kontakt allerji için soğuk kompresler ve prezervansız lubrikan ilaçlar ve şiddetli reaksiyonlarda kısa süreli ve prezervansız topikal steroidler rahatlatıcı olabilir. Şiddetli allerjik reaksiyona neden olan timerosal içeren çözeltilerden özellikle kaçınmak gerekmektedir.

Kontakt lens kullanıcılarında lenslerle ilgili olmayan ilaçlar da allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Sikloplejik ajanlar, glokom ilaçları (epinefrin, pilokarpin, karbakol ve apraklonidin) ve antiviral ilaçlar hem allerjik hem de toksik foliküler konjonktivit yapabilir ve ayırıcı tanıda düşünülmelidir.